Georg Baselitz 1938’de, İkinci Dünya Savaşı'ndan iki yıl kadar önce, Saksonya'daki bir köyde doğar. Babası öğretmen, Nazi sempatizanı ve Wehrmacht askeridir ve Polonya’nın işgaline katılır. 1945'te Almanya'nın yenilgisiyle Saksonya, Rus işgali altına girer ve komünist Doğu Almanya'nın bir parçası olur. Baselitz, hayatında iki totaliter rejime tanık olur: Nazizm ve Komünizm. Bu, kendisinde otoriteye karşı derin ve kalıcı bir güvensizlik yaratır. Doğu Berlin'deki sanat okulundan “sosyo-politik olgunlaşmamışlık” gerekçesiyle atıldıktan sonra, 1957'de Batı Berlin'e taşınarak Batı Alman vatandaşı olur.
Doğu Bloku'nda hakim olan Sosyalist Gerçekçilik’in “içi boş” figüratif imgelerinden vazgeçtiği gibi, Batı Avrupa'da karşılaştığı, Amerikan soyut dışavurumculuğunun Taşizm veya art informel adıyla bilinen sulandırılmış varyantlarını da reddeder. Bunun yerine, yeni keşfettiği varoluşçuluğu ve “aykırı” sanata duyduğu ilgiyi harmanlayan yeni bir dil geliştirir.
Baselitz’in pratiği, ne insan figürünü ortadan kaldırır, ne de Nazizm'in ve dünya savaşı felaketinin yarattığı ahlaki ve manevi zorluklardan kaçınır. 1960'ların ortalarında yaptığı, yıkılmış manzaralarda perişan ve kanlar içindeki figürleri betimleyen anti-kahraman resimleri, maddi refahla meşgul “üstün ırk”a unuttuğu gerçekleri hatırlatır. 1960'ların sonlarından itibaren, sanatın mesaj içermesi fikrinden giderek uzaklaşır. İzleyicinin dikkatini içerik ve anlamdan uzaklaştırmak için motiflerini ters veya yan resmetmeye başlar. Bu yaklaşım, onu zaman zaman soyutlamaya yaklaştırır.
Bu konuşmada Richard Calvocoressi, anlatısal içeriğin Baselitz'in sanatından tamamen kaybolmadığını vurgular: otobiyografi ve hafıza – kendi geçmiş çalışmalarının anısı dahil– Baselitz'in sanatında önemli bir rol oynamaya devam eder. Çağımızın en radikal ve özgün sanatçılarından biri olarak kazandığı uluslararası üne rağmen, Baselitz özünde bir Alman olarak kalmıştır. Kendi kuşağındaki birçok Alman sanatçının aksine, Gotik Hässlichkeit (çirkinlik) geleneğini benimseyerek, Alman köklerini inkâr etmek yerine bilinçli bir şekilde sahiplenmiştir.
"Georg Baselitz: Son On Yıl" @akbank desteğiyle SSM'de. Sergi hakkında detaylı bilgi: https://sakipsabancimuzesi.org/sergiler-ve-etkinlikler/sergi/73
Sanatçının baskı eserlerinden oluşan kapsamlı bir seçki, eşzamanlı olarak @akbanksanat'ta.
-
Georg Baselitz was born in a village in Saxony in 1938, less than two years before the outbreak of the Second World War. His father, a schoolteacher and Nazi sympathiser, was conscripted into the Wehrmacht and took part in the invasion of Poland. After the defeat of Germany in 1945 Saxony was occupied by the Russians and later became part of communist East Germany. Baselitz thus experienced life under two totalitarian régimes, Nazism and Communism, giving him a lasting mistrust of authority. Expelled by his art school in East Berlin for ‘socio-political immaturity’, he moved to West Berlin in 1957, aged nineteen, to continue his training, and became a West German citizen.
While renouncing the hollow figurative imagery of Socialist Realism, the prescribed style in the eastern bloc, Baselitz soon came to reject the fashionable, watered-down version of American abstract expressionism, known as tachism or art informel, that he encountered in Western Europe. Instead, he forged a new artistic language born of his interest in existentialism and ‘outsider’ art, both of which he had recently discovered.
His was an art that neither eliminated the human figure nor ignored the moral and spiritual challenges posed by the catastrophe of Nazism and world war. His anti-hero paintings of the mid-1960s, that depict bleeding, bedraggled, disorientated figures in destroyed landscapes, reminded a ‘master race’ preoccupied with material prosperity of truths they would rather have forgotten. From the late 1960s Baselitz became increasingly disillusioned with art that sought to convey a message of any kind. By painting the subject upside down or on its side, he hoped to direct the viewer’s attention away from content or meaning and towards the process of painting itself. At times this led him close to abstraction.
In this talk, Richard Calvocoressi demonstrates that narrative content has not disappeared completely from Baselitz’s art: autobiography and memory, including memory of his own earlier work, play a crucial role. In spite of his international reputation as one of the most radical and authentic artists of our time, Baselitz remains at heart a German. Unlike many German artists of his generation, by embracing a Gothic tradition of Hässlichkeit (ugliness), he has consciously acknowledged rather than denied his German roots.
For more information on the exhibition, visit: https://www.sakipsabancimuzesi.org/en/exhibitions-and-events/exhibition/73
A comprehensive selection of the artist’s prints is concurrently on view @akbanksanat.
#GeorgBaselitz #SSM #SakıpSabancıMüzesi #SakıpSabancıMuseum #RichardCalvocoressi